10.28.2007 - Kazlar yolunuyor mu yoksa kesiliyor mu
Şükrü KIZILOT
Kazlar yolunuyor mu yoksa kesiliyor mu
 JEAN Baptiste Colbert’in, ünlü bir sözü var. "Vergileme sanatı, kazı bağırtmadan ondan, mümkün olduğu kadar fazla tüy almaktır" diyor.
Özellikle son iki haftada, bir bölümü de yasalara aykırı olan uygulamalar, tüy almaktan öte, kazları kesmeye dönüştü.
KAZLAR NASIL KESİLİYOR?
Banka hesaplarına, hukuka aykırı olarak el konulması yoluyla kesiliyor.
Vergi borcu olan mükelleflerin, banka hesaplarına "ihtiyati haciz" konulmasına yönelik bazı uygulamalardan bir kısmı hukuka aykırı. İşte, birkaç örnek;
1- Ödeme Emri Olmadan Haciz:
Vergi borcu olan mükelleflere, öncelikle ödeme emri tebliğ edilmesi gerekiyor (6183 sayılı Kanunu, Md.55). Maliye Bakanlığı’nın 30 Haziran 2007 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanan Seri A Sıra No:1 Tahsilat Genel Tebliği ile yaptığı açıklamaya göre; ödeme emri tebliğ edilen borçlunun, 7 gün içerisinde borcunu ödememesi veya mal bildiriminde bulunmaması halinde, haciz yoluna gidilebileceği belirtiliyor.
Bu nedenle, ödeme emri tebliğ edilmeden, banka hesaplarına haciz yoluna gidilmesi, hukuka aykırı.
2- Borcundan Çok Alacağı Olana da Haciz:
Bazı mükelleflerin, örneğin 100 bin YTL borcuna karşılık, Maliye’den 500 bin YTL alacağı var. Bunlar, "mahsup" talebinde bulunarak, "borcumu alacağımdan mahsup edin" diye, dilekçe veriyorlar. Bu bütünüyle yasal olan bir hak.
Vergi dairesi, görevini ihmal edip, bu mahsup işlemini yapmayı geciktiriyor.
Öte taraftan, aynı mükellefin banka hesabına "borcu var" diye el koyuyor.
3- 100 bin YTL’lik Borca Karşılık, 500 Bin YTL’ye Haciz Konuluyor:
Vergi dairelerince, bankalara gönderilen yazılarda;
a) Borç bildirilmiyor. Böyle olunca, o mükellefin bankadaki ya da bankalardaki tüm hesabına, örneğin; 100 bin YTL borcu olanın 500 bin YTL’lik hesabına haciz konuyor.
b) Mükellefin borcu 100 bin YTL. Tüm bankalara yazı gönderiliyor. Birinci bankada, vergi borcunu karşılayacak para olsa dahi, olaydan haberi olmayan, diğer bankalardaki hesaplar da bloke ediliyor.
Oysa, yukarıda belirtilen 1 No.lu Tahsilat Tebliği’nde "alacak tutarından daha fazla değerde haciz yapılmaması gerektiği" net olarak açıklanıyor.
4- Mükellefin Borcu Yok Ama Hesabına El Konulmuş:
Mükellef borcunu ödemiş ama vergi dairesi kendi kayıtlarına işlememiş. Bankalara yazı yazılıp, hesabına el konulmuş. Bu arada, vadeli çekleri "karşılıksız" gözüküyor ve perişan oluyor.
ÇEKLER VE SENETLER
Banka hesaplarına "haksız yere" el konulan mükelleflerin, o tarihte ödenecek çekleri "karşılıksız" çıkabiliyor ya da ödenmeyen senetleri "protesto" olabiliyor.
Çekleri karşılıksız çıkan ya da senetleri protesto olan mükellef, hem iş dünyasında hem de bankalar nezdinde, itibarını ve kredibilitesini kaybediyor.
Bu arada, 1 No.lu Tahsilat Genel Tebliği’nde, hacizle ilgili bildirilerin, sadece borçlunun tebliğ tarihindeki banka hesaplarında mevcut varlıklarını kapsayacağı belirtilmesine rağmen, hesapta o gün para yoksa sonraki günlerde yatan paralara el konulması da eleştiri konusu yapılıyor.
DÜŞÜK FAİZLE TAKSİT
Vergi borcunu ödemeyen mükelleflere tanınan bir kolaylık var. Mükellef, vergi dairesine gidip, "tecil" talebinde bulunursa, koşulları taşıması kaydıyla, bu borcu tecil olunabiliyor. Mükellefin belirttiği durum da göz önüne alınarak, belli tarihler itibariyle taksite bağlanabiliyor. Bu uygulamada, faiz oranı da aylık yüzde 2,5’dan 2’ye düşüyor. Başka bir anlatımla, vergi borcunu ödemeyenlere uygulanan yüzde 2,5 "gecikme zammı" yerine, yüzde 2 "tecil faizi" uygulanıyor.
Sonuç olarak, vergi borcu olan ve yapılan tebligata rağmen bu borcunu ödemeyen, tecil talebinde de bulunmayan mükellefe, idarenin haciz uygulama yoluna gitmesi, yasal bir uygulama. Ancak, idarenin de bu uygulamayı yaparken, kazı bağırtmadan yolması, özellikle kesmemesi gerekiyor.
Kaynak: Hürriyet
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
10.23.2007 - Dr. Bumin DOĞRUSÖZ - Yurtdışı çıkış yasağına iptal
|
Dr. Bumin DOĞRUSÖZ - Yurtdışı çıkış yasağına iptal (22.10.2007) Anayasamızın 23. maddesinin birinci fıkrasında “herkes, seyahat ve yerleşme hürriyetine sahiptir” denildikten sonra, 3. fıkrasında seyahat hürriyetinin vatandaşlık ödevi sebebiyle sınırlanabileceği hükme bağlanmıştır... |
******> |
Anayasamızın 23. maddesinin birinci fıkrasında “herkes, seyahat ve yerleşme hürriyetine sahiptir” denildikten sonra, 3. fıkrasında seyahat hürriyetinin vatandaşlık ödevi sebebiyle sınırlanabileceği hükme bağlanmıştır. 38. madde ise, idareye kişilere özgürlüklerinin kısıtlanması sonucunu doğuracak müeyyide uygulamasını yasaklamıştır. 73. madde ise, vergi ödevini “bir vatandaşlık ödevi” şeklinde belirlemiştir.
Öte yandan 5682 sayılı Pasaport Kanununun 22. maddesinde “Yurtdışına çıkmaları mahkemelerce yasaklananlara, (...) vergiden borçlu olduğu pasaport vermeye yetkili makamlara bildirilenlere pasaport veya seyahat vesikası verilmez” hükmü yer almıştır.
Vergi borçları dolayısıyla yurtdışına çıkış yasağı getirilmesi uygulaması, vergi idaresi tarafından yoğun olarak yapılan bir uygulamadır. Ancak bu uygulama yakın geçmişte, Bankacılık Mevzuatında yapılan değişikliklerle Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’nun, yönetimi fona geçmiş bankalarla ilgili uygulamaları dolayısıyla gündeme gelmiş ve gerek doktrinde gerekse basında epey eleştirilmiştir. Daha sonrasında Gümrük Müsteşarlığı da, bir tebliğ ile bu uygulamayı başlatmıştır.
Bu uygulamalar ve mevzuat, doktrinde ağır eleştiriler almıştır. Bu konudaki benim Yaklaşım Dergisi'ndeki ve önceki gazetem Dünya’daki yazılarımın dışında, Doç. Dr. Gülsen Güneş, Prof. Dr. Billur Yaltı, Dr. Veysi Seviğ’de çeşitli incelemelerinde Anayasaya aykırılığa işaret etmiş, Prof. Dr. Şükrü Kızılot, Erdoğan Sağlam da özellikle idarenin bu yasağı tebliğ dahi etmemesi dolayısıyla uğranılan mağduriyetlere dikkati çekmiştir. (Bunlar sadece ilk anda aklıma gelen isimler. Mutlaka başka yazanlar da vardır. Hatırlayamadıklarımın hoşgörüsüne sığınıyorum.)
İptal hükmü
Nihayet Anayasa Mahkemesi, İstanbul 2. İdare Mahkemesinin başvurusu dolayısıyla konuyu incelemiş ve
- Pasaport Kanunu’nun, 22. maddesinin birinci fıkrasının “... vergiden borçlu olduğu pasaport vermeye yetkili makamlara bildirilenlere ...” bölümünün,
- Bankacılık uygulamasında ise 5020 sayılı Yasa’nın 27. maddesiyle eklenen ek 5. maddesinde yer alan “tedbir” sözcüğünün, söz konusu madde kapsamındaki bankalar tarafından uygulanan yurtdışına çıkış yasağı yönünden ve ayrıca
5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun geçici 13. maddesinin “(...) tüzel kişilerin kanunî temsilcileri ile borçlu veya borçla diğer ilgililerin yurtdışına çıkmasını yasaklama ...” bölümünün
Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptallerine, karar vermiştir (E. 2007/4 K. 2007/81 T. 18.10.2007).
Bu kararın Pasaport Kanunu ile ilgili kısmı 10/11 oyla, Bankacılık mevzuatı ile ilgili kısmı ise oybirliği ile verilmiştir.
Ancak Anayasa Mahkemesi, Pasaport Kanunu'nun sözü geçen hükmünün iptalinin doğuracağı hukuksal boşluğu kamu yararını ihlal edici nitelikte gördüğünden, kanun koyucuya bu konuda olanak sağlamak amacıyla iptal hükmünün, kararın Resmi Gazete’de yayımlanmasından başlayarak altı ay sonra yürürlüğe girmesini kararlaştırmıştır.
Nihayet bu kararla bir dizi Anayasa’ya aykırı düzenleme daha hukukumuzdan temizlenmektedir.
Ancak Anayasa Mahkemesi'nin kararı pek yenidir. Daha gerekçesi yazılacaktır. Bu nedenle henüz Resmi Gazete’de yayımlanmamıştır.
İptal kararının gerekçesi henüz belli olmamakla birlikte tahminimiz, yasak konulmasında yargı kararına gerek duyulmaması, yurtdışına çıkış ile tahsil olanaksızlığı arasında bir illiyet bağının aranmaması ve doğrudan idare tarafından kişi özgürlüklerini kısıtlayıcı düzenleme yapılması şeklinde olacağıdır.
Yasalarımızda alacağın tahsili için bir tedbir olarak düzenlenen yurtdışı çıkış yasağının kişi hakkında uzunca bir süre uygulanması, idarenin bu arada tüm çabalara rağmen alacağını tahsil edememesi, bir başka deyişle bu tedbirin bir işe yaramadığının anlaşılmasına rağmen sürdürülmesi ve hiç gözden geçirilmemesi halinde, artık bir tedbir değil, bir yaptırım söz konusu olur. Böylesi bir yaptırım ise mahkeme kararı olmadan uygulanamaz. Nitekim Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi bir Kararında, böylesi bir sınırlamanın ödeme gücü olmadığı açık olan bir kişiye gözden geçirilmeksizin uzun bir süre uygulanmasını İnsan Hakları Sözleşmesine aykırı bularak Bulgaristan’ı tazminat ödemeye mahkûm etmiştir.
Bundan sonrası
Bundan sonra ne olacaktır. Kısaca ihtimalleri yazalım.
- Kanun yürürlükte olduğundan İdareler, bu altı aylık sürede uygulamaya devam edecektir.
- Açılmış ve açılacak davalarda, yasa hükmünün iptal edilmiş olduğu mahkemelerin ıttılaına girdiğinden yürütmeyi durdurma kararı vermeleri gerekecektir.
- İptal kararının Resmi Gazete'de yayımını izleyen altı ay içinde yeni bir yasal düzenleme yapılacaktır. Mevcut yasakların da bu düzenlemeye göre gözden geçirilmesi veya yenilenmesi gerekecektir.
- Bu sürede yasal düzenleme yapılmadığı takdirde, Emniyet Müdürlüğü çeşitli idarelerden gönderilmiş yasakları uygulamadan re’sen kaldırmak durumunda kalacaktır. Zira Emniyet’de Anayasa Mahkemesi kararı ile bağlı olup, yasal dayanağı olmayan idari işlemleri uygulamaya koyamayacaktır.
Bu arada, haklarında yasak konmuş olup da dava açmamış olanların idare ile ihtilaf yaratmak suretiyle dava açmalarında, bazı gerekçelerle, yarar olduğu inancındayım.
Kaynak: Referans Gazetesi
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
10.22.2007 - VERASET İLAMININ (MİRASÇILIK BELGESİ) HUKUKİ MAHİYETİ VE MİRASÇI

Özgür BİYAN
Mali Hukuk Bilim Uzmanı
Alomaliye.com Yayın Kurulu Başkan Yrd.
ozgurbiyan@hotmail.com
VERASET İLAMININ (MİRASÇILIK BELGESİ) HUKUKİ MAHİYETİ VE MİRASÇILARIN VERGİ HUKUKU AÇISINDAN SORUMLULUKLARI
I. GİRİŞ
Olağan yaşam içerisinde insanlar değişik boyutlarda ve niteliklerde hukuki ve vergisel yükümlülüklerle karşılaşırlarken, “ölüm” adı verilen yaşamın son noktasında da yükümlülükler tam olarak bitmemektedir. Ölüm olayının gerekli merciler önünde meşrulaştırılması ve hukuksal sonuçların karşılandığı onaylanana kadar yapılması gerekenler devam etmektedir.
İşte veraset ilamı da ölüm gerçeğinin hukuk platformunda tescil edildiği bir zorunluluk olarak karşımıza çıkmaktadır. Ölen kişinin toprağa verilmeden önce nasıl yetkili makamlar tarafından onaylanan ölüm kağıdının alınması bir mecburiyet ise veraset ilamı da yaşam sürecinde bu kişinin mali karakterde tüm kazanımları ile borçlarının ya da bir anlamda alacak-verecek dosyasının sonuçlandırılarak kendisinden sonra gelenleri bağlayıcı veya yol gösterici mahiyette nitelik kazanmasını sağlamaktadır.
Ölüm sonrası gündeme gelen konulardan biri olan “miras” olayı açısından da önemli olan veraset ilamı ile mirasçıların sorumluluklarını da yerine getirmesi gerekmektedir. Bu çalışmamızda veraset ilamının nasıl alınacağı ve veraset ilamı sonrası vergisel yükümlülüklerin ne olacağı ortaya konulmaya çalışılacaktır.
II. ÖLÜM, VERASET, MİRAS VE VERGİ HUKUKU İLİŞKİSİ
Ölümle birlikte, varislerin, “mirasçılık hakları” doğmaktadır. Mirasçılık hakları, en basit anlatımla, miras bırakanın sağlığında sahip olduğu tüm malvarlığı hakları ve tasarruf işlemlerini ifade etmektedir. Tıbben ve hukuken ölen kişi, artık bu hakları kullanmaktan mahrum olacağı için, bu haklar mirasçılarına geçmektedir. Bu, “kanuni mirasçılık” şeklinde olabileceği gibi, miras bırakanın sağ iken yaptığı “ölüme bağlı tasarruflar” şeklinde de olabilir. (1) Kanuni ya da mansup mirasçılar mirası reddedebilirler. (2)
Miras bırakanın ölümü halinde mirasçıları, mahkemeye başvurmak suretiyle kendilerine veraset ilamı verilmesini talep edebilirler. Veraset ilamı için mahkemeye yapılan başvuru çekişmesiz yargı (nizasız kaza) işidir. Yani hasım göstermek mümkün değildir. Sadece hukuki bir sonuç ortaya çıkması için mahkemeden talepte bulunulur.
Vergi hukukunda mirasçıların murisin vergi borçlarıyla ilgili yükümlülüğünü düzenleyen VUK’nun “Mirasçıların Sorumluluğu” başlığını taşıyan 12. maddesine göre, murisin sağlığında yerine getirmesi gereken tüm vergisel ödevler, mirası reddetmemiş mirasçılarına geçmektedir. Diğer bir ifadeyle, mirasçıların, murisin vergi borçlarından sorumlu tutulabilmesi için mirası reddetmemiş olması gerekir. Ayrıca mirasçılar murisin ölümü nedeniyle kendilerine intikal eden terekenin borca batık olduğunu mahkemeye başvurarak belirlerse bu durumda miras reddedilmiş sayılır ve mirasçıların da VUK’nun 12. maddesi gereğince söz konusu olan sorumluluğu ortadan kalkar. Mirası reddettikleri mahkeme kararı ile sabit görülen mirasçılar adına, murisin vergi borcundan dolayı tarhiyat ve takibat yapılması mümkün değildir. (3)
III. VERASET İLAMI ALINMASI
A. Veraset İlamı Kavramı
Miras (tereke) kanundan dolayı mirasçılara geçmesine rağmen, terekede yer alan mal ve haklar üzerinde mirasçıların tasarrufta bulunabilmeleri için, bunların mirasçılık sıfatlarının ispat edilmesi gerekir. Bu nedenle, mirasçıların mirasçılık sıfatlarını ispat etmelerine ve bu sıfatla terekede yer alan mal ve haklar üzerinde bulunmalarına hizmet eden bir belgeye ihtiyaç vardır. 4721 sayılı Medeni Kanun’un 598. maddesinde bu amaçla mirasçılara başvurmaları halinde sulh hukuk mahkemesince “mirasçılık belgesi” adı verilen bir belge verileceği düzenlenmektedir. O halde, mirasçılık belgesini, mirasçıya talebi üzerine sulh hukuk mahkemesince verilen ve onun mirasçılık sıfatını ispat etmesine ve bu sıfatla tereke üzerinde tasarrufta bulunmasına yarayan bir belge şeklinde tanımlamak mümkündür. Mirasçılık belgesine, “veraset senedi”, “veraset vesikası” ve özellikle uygulamada “veraset ilamı” da denilmektedir. (4)
B. Veraset İlamının Hukuki Niteliği
Veraset ilamı hakkında Medeni Kanunda yeterli hüküm bulunmamaktadır. Oldukça yaygın bir uygulama alanı bulmasına karşın tek bir madde de düzenlenmiştir. Oysa Alman Medeni Kanunu’nda veraset ilamına 18 madde ayrılmıştır. (5) Dolayısıyla bu durum uygulamadaki sorunların çözümünde yetersiz kalmış, Yargıtay içtihatlarıyla boşlukları doldurma yoluna gidilmiştir.
Mirasçılık belgesi, maddi hukuk yönünden, adına düzenlenen kişinin miras hakkının varlığını kesin olarak tespit etmez. Mirasçılık belgesinin mirasçılık konusunda kesin bir hüküm oluşturmadığı, bunun geçersizliğinin her zaman ileri sürülebileceği Medeni Kanun’un 598/3. maddesinde açıkça düzenlenmiştir. Bu nedenle veraset ilamı aksi ispat edilinceye kadar, adına düzenlenmiş bulunan kişi veya kişilerin mirasçılığı lehine bir karine oluşturur. (6)
C. Veraset İlamı’nın Alınması
Veraset ilamı mirasçıların talebi üzerine verilir; mahkeme, kendiliğinden mirasçılık belgesi veremez. Veraset ilamı talep hakkı yasal ve atanmış (mansıp) mirasçılara aittir. Ayrıca, vasiyet alacaklıları da vasiyet alacaklısı olduklarını gösteren bir belgenin kendilerine verilmesini isteyebilirler (MK.m.595/2).
Veraset ilamı müracaatının bir ay içinde yapılması gerekir. Veraset ilamı çıkarmak için gerekli ön belgeler; Sulh Hukuk Mahkemesi’ne yazılacak talep dilekçesi ve nüfusa kayıtlı olunan nüfus müdürlüğünden alınacak aile nüfus kaydından oluşmaktadır. (7) Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 8-II/6. maddesine göre veraset ilamı için bir sınırlama olmamakla birlikte, Türkiye'nin her yerindeki mahkemeler yetkilidir. (8)
Birden fazla mirasçı olması durumunda, mirasçılardan yalnızca birinin talepte bulunması yeterlidir. Diğer mirasçılar da dilekçeye yazılır. Hükmedilen mahkeme kararı, tüm mirasçılar için aynı sonucu doğurur. Dilekçede bulunması gereken en önemli belgelerden bir tanesi de miras bırakanın “nüfus kayıt örneği”dir. Mahkeme, ölenin nüfus kaydının bulunduğu yerdeki nüfus idaresine yazı yazarak, o kişinin aile durum tablosunu getirtir. Uygulamada, genel olarak iki tanık dinlendiği görülmektedir. Bu bilgiler doğrultusunda da mahkeme, mirasçıları ve miras paylarını tespit etmektedir.
Öte yandan veraset ilamı almak için mahkemeye başvururken, “avukat tutma” zorunlu değildir. Mirasçılardan biri bir dilekçe yazarak bizzat başvurabilir. (9)
Mirasçıların çok sayıda olduğu; evlenerek, nüfusu başka hanelere gitmiş olan veya boşanmış (bayan) varislerin bulunması halinde veya benzeri zorlukların ortaya çıkması durumunda yargılama aşaması zorunlu olup, ilgili dava birden fazla celse halinde sürebilmektedir. Alınan veraset ilamı, kesinleşmiş hüküm halini almamaktadır. Ancak aksi sabit oluncaya kadar iptal edilmediği sürece geçerliliğini korumaktadır. (10)
IV. VERASET İLAMI SONRASI MİRASÇILARIN YÜKÜMLÜLÜKLERİ
Mirasçıları tarafından reddedilmeyen mirastan dolayı mirasçıların bazı sorumlulukları söz konusudur. Medeni Kanun’un 641. maddesine göre mirasçılar murisin borçlarından sadece tereke malları ile değil, aynı zamanda tüm şahsi malvarlıklarıyla sınırsız ve müteselsilen sorumludurlar. Medeni Kanun’a göre mirası reddetmemiş mirasçılar murisin vergi borçlarından müteselsilen sorumlu olmalarına rağmen, VUK’na göre mirası reddetmemiş mirasçılar murisin vergi borçlarından müteselsilen değil, miras hisseleri oranında sorumludurlar. Ancak bu sorumluluk mirasçıların tüm malvarlıklarıyla sorumlu olmasını ifade eder. Murise ait vergi borçları vergi dairesi tarafından mirası reddetmemiş mirasçılar adına miras hisseleri oranında ayrı ayrı hesaplanarak tebliğ edilir. (11)
a) Gelir Vergisi Beyannamesi
Mirası reddetmemiş mirasçılar ölüm tarihinden itibaren, VUK’nun 168. maddesi gereğince 1 ay; aynı Kanun’un 16. maddesi gereğince ise, ek 3 aylık bir süre ile birlikte toplam 4 ay içerisinde ilgili vergi dairesine hem ölüm olayını bildirmek hem de ölen kişinin gelir vergisi beyannamesini vermek zorundadır. Nitelim GVK’nun 92. maddesi uyarınca da ölüm olayının gerçekleşmesi halinde mükellefe ait yıllık gelir vergisi beyannamesinin ölüm tarihinden itibaren 4 ay içinde verilmesi gerektiği öngörülmüştür.
Ölüm olayının vergilendirme dönemi bitmiş ve buna ait beyanname verme süresinden sonra gerçekleşmesi halinde mirası reddetmemiş mirasçılar hem geçmiş takvim yılına ait gelir vergisi beyannamesini hem de takvim yılı başından ölüm tarihine kadar olan döneme ait gelir vergisi beyannamesini, ölüm tarihinden itibaren 4 ay içerisinde vermek zorundadırlar.
b) Diğer Beyannameler
Mükellefin ölümü halinde KDV, geçici vergi ve muhtasar beyannamelerinin mirasçılar tarafından ne zaman verileceği konusunda vergi kanunlarında özel bir düzenleme yapılmamıştır.
Diğer yandan Vergi Usul Kanunu’nun 164. maddesinde ölümün işi bırakma hükmünde olduğu belirtilmiştir. Katma Değer Vergisi Kanunu’nun 41/4. maddesinde ise işi bırakan mükelleflerin katma değer vergisi beyannamesini, işin bırakıldığı tarihi izleyen ayın 20. günü akşamına kadar vermeleri gerektiği hüküm altına alınmıştır.
Bu düzenlemeler ışığında gerek KDV beyannamesi gerek Muhtasar beyannamenin özel bir düzenlemeye yer verilmemesi nedeniyle mirasçılar tarafından normal beyanname verme zamanından itibaren üç ay içinde verilmesi ve verginin ödemesinin ise beyanname verme süresi içerisinde gerçekleştirilmesi gerekir (VUK md.112). (12) Öte yandan VUK’nun 372. maddesinde yer bulan “cezaların şahsiliği ilkesi” gereğince, mirasçıların murisin vergi cezalarından sorumlulukları söz konusu değildir. (13)
c) Veraset ve İntikal Vergisi Beyannamesi
Veraset ve İntikal Vergisi Kanunu’nun 5. maddesine göre veraset tarikiyle veya ivazsız bir tarzda mal iktisap eden şahıs veraset ve intikal vergisi mükellefi sayılmıştır. Aynı Kanun’un 9. maddesinde ise mükelleflerin beyanname verme süreleri belirlenmiştir. Buna göre veraset yoluyla intikal durumlarında:
- Ölüm Türkiye'de gerçekleşmiş ise mükelleflerin Türkiye'de bulunmaları halinde ölüm tarihini takip eden dört ay içinde, mükelleflerin yabancı bir memlekette bulunmaları halinde ölüm tarihini takibeden altı ay içinde;
- Ölüm yabancı bir memlekette gerçekleşmiş ise mükelleflerin Türkiye'de bulunmaları halinde ölüm tarihini takip eden altı ay içinde, mükellefler ölenin bulunduğu memlekette oldukları takdirde ölüm tarihini takip eden dört ay içinde, mükellefler ölenin bulunduğu yerin dışında başka bir yabancı memlekette oldukları takdirde de ölüm tarihini takip eden sekiz ay içinde;
veraset ve intikal vergisi beyannamesi verilmesi gerekmektedir. Mirası reddetmemiş mirasçıların bu beyannameyi süresi içinde vermemeleri halinde ise, beyannamenin verilmemesinden kaynaklanan hukuki yaptırımlardan sorumlu olacakları tabiidir. (14)
Veraset ve İntikal Vergisi Beyannamesini verirken; tapu veya tapular, vefat edenin banka veya bankalarda parası var ise bunların dökümü, hisse senedi, tahlil, telefon, araba gibi vs. menkul malları varsa bunların dökümü ve birer fotokopilerinin vergi dairesinin isteğine göre borçlar var ise bunların belgeleri ile birlikte yazılmaları gerekmektedir.
Veraset İlamı, Tasdikli Emlak Beyanları, Muhtardan Ölüm İlmühaberi Veraset ve İntikal Vergisi Beyannamesine eklenerek veraset vergi dairesine verilir Bu işlemler bittikten sonra verilmiş olunan veraset beyanı komisyona girer. Komisyon beyanı değerlemeye alır, beyan edildiği değerlerden farklı değerler çıkarsa değerlerinin üzerine eklenir, bundan sonra varisler adına vergi çıkmış ise her kişi adına ayrı ayrı tahakkuk fişi çıkarılır. (15)
V. SONUÇ
Ölüm olayı ile birlikte ölen kişinin alacak ve borçlarından mirası reddetmemiş mirasçıları tüm şahsi mal varlıklarıyla sınırsız ve müteselsilen sorumludurlar. Vergi hukuku açısından ise mükellefin vergi borçlarından mirasçılar hisseleri oranında sorumludurlar.
Ölüm sonrası terekenin paylaşımını gösteren hukuki belge niteliğindeki veraset ilamı çıkarılması ile mirasçıların hisseleri ve dolayısıyla sorumlulukları ortaya çıkmaktadır.
Diğer yandan VUK, GVK ve Veraset ve İntikal Vergisi Kanunu kapsamındaki düzenlemeler ışığında ölen kişinin vergilerinin ödenmesi ve verilmesi gereken beyannamelere de dikkat edilmesi cezaya maruz kalmamak açısından önemlidir.
DİP NOTLAR
(1) Doğan ŞENYÜZ; “Mirasın Reddi ve Emekli Aylığı”, Yaklaşım, Sayı:131, (Kasım 2003), s.28.
(2) Doğan ŞENYÜZ; “Mirasçılık Hakkı, Mirasın Reddi, Veraset İlamı Alınması ve Varislerin Sahip Olabileceği Haklar”, Yaklaşım, Sayı:127, (Temmuz 2003), s.22.
Diğer taraftan mirasın reddi halinde, eş ve çocukların, ölen kişinin TC. Emekli Sandığı, Sosyal Sigortalar Kurumu ya da Bağ-Kur’dan olan emekli aylığını da reddetmiş sayılıp sayılmayacakları, en çok merak edilen konuların başında gelmektedir. Ölen kişinin, ölüm sigortasından aylık bağlanmasına hak kazanan eş ve çocuklarının, kendilerine intikal eden mirası reddetmeleri, TC. Emekli Sandığı, Sosyal Sigortalar Kurumu ya da Bağ-Kur’dan bağlanacak aylıkları da reddettikleri anlamına gelmemektedir. Mirasçılar kendilerine intikal eden mirası reddetseler dahi, bu kurumlardan, miras bırakandan dolayı aylık alabileceklerdir. Ancak anne ya da babasını öldüren bir kişiye, anne ve babasından dolayı aylık bağlanması mümkün değildir. (ŞENYÜZ, Mirasın Reddi, s. 30).
(3) Mustafa Ali SARILI, Türk Vergi Hukukunda Sorumluluk, Kazancı Hukuk Yayınevi, İstanbul, 2004, s.233.
(4) Köksal KOCAAĞA, “Mirasçılık Belgesi (MK m.598)”, Gazi Üniversitesi Hukuk fakültesi Dergisi, Cilt:IX, Sayı 1-2, (Haziran-Aralık 2005), s.89.
(5) KOCAAĞA, s.89.
(6) KOCAAĞA, s.90.
(7) Ercan ALPTÜRK, “Veraset İlamının Hukuksal ve Vergisel Boyutu”, E-Yaklaşım, Sayı: 30, (Ocak 2006), s.3.
(8) ŞENYÜZ, Veraset İlamı, s.23.
(9) ŞENYÜZ, Veraset İlamı, s.24.
(10) ALPTÜRK, s.4.
(11) SARILI, s.234.
(12) Vefa HATİPOĞLU, “Türk Vergi Hukuku’nda Mirasçıların, Ölenin Vergi Borç ve Cezalarından Dolayı Sorumluluğu”, E-Yaklaşım, Sayı:17, Aralık 2004.
(13) SARILI, s.235.
(14) Bkz. 06.06.2007 tarihli ve B.07.0.GEL.0.60/6012-1430/51627 sayılı Veraset ve İntikal Vergisi Kanunu İç Genelgesi Seri No : 2007/1.
(15) ALPTÜRK, s.4.
Bu yazı alomaliye.com dan iktibas edilmiştir.
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
10.21.2007 - Vatandaş tüketimi mi kıstı, fiş mi almadı
Vatandaş tüketimi mi kıstı, fiş mi almadı

ÖNCEKİ gün gazetelerde "Vatandaş tüketimi kısınca, bütçedeki vergi hesabı şaştı" başlığıyla yayınlanan haberde; tüketimdeki düşüşle birlikte, 2007 yılının ilk 9 ayında, Katma Değer Vergisi (KDV) ve Özel Tüketim Vergisi (ÖTV) gibi dolaylı vergilerde, tahsilatın geçen yıl ile kıyaslandığında "yerinde saydığı" belirtiliyordu.
Alkollü içkiler ile kolalı gazozlardan elde edilen vergi gelirlerinin ise, geçen yıla göre büyük oranda gerilediğine dikkat çekiliyordu.
TÜKETİMDEKİ KISINTI VE FİŞ
Habere göre bir yorum yaparsak, 2007 yılında vatandaş, 2006 yılına kıyasla; daha az gazoz içti. Şarap, rakı, bira gibi içkileri azalttı. Daha az ekmek, peynir, zeytin, yumurta, meyve, sebze yedi. Daha az gömlek, t-shirt, pantolon, etek, çorap, elbise ve ayakkabı aldı. Lokantaya, kebapçıya, dönerciye daha az gitti. Çocuğuna aldığı sütü, mamayı, çocuk bezini, elbiseyi ve oyuncağı azalttı. Daha az doktora gitti ve daha az mı ilaç aldı?
Ne dersiniz?
Gerçekten 2007’nin ilk 9 ayında vatandaş böyle mi yaptı?
Yoksa.
"Nasıl olsa ücretlilere vergi iadesi kalktı. Artık fiş almak işime yaramayacak" diye bakkaldan, manavdan, kasaptan, lokantadan, pastaneden, konfeksiyoncudan vs. fiş almaktan mı vazgeçti?
İsterseniz, biz yorum yapmayalım.
Siz kendi harcamalarınıza bakın;
2006 yılındaki gibi ısrarla fiş istediniz mi yoksa verilmediği zaman yürüyüp gittiniz mi?
Evet. Hangisini yaptınız?
Peki. Çevrenizdekiler ne yapmış?
Aynısını mı yapmışlar veya daha ötesi "Fiş istemiyoruz, KDV’sini düşün"mü demişler?
Vergi iadesinden yararlanamadıkları halde, fiş alıp eşe dosta verenler vardı. Bir de onlara sorun; yine fiş alıyorlar mı?
Sonuçta, alınmayan fişlerin KDV’si, Maliye’ye mi gitmiş yoksa satıcının cebine mi?
Dün fakültede, öğrencilere bunları sordum.
Aldığım yanıt mı?
Tahmin ettiğiniz gibi yani sizin söylediklerinizin aynısıydı.
KDV’de sessiz itiraf
YAKLAŞIK bir yıldır, 2007 yılı KDV tahsilat hedefinin tutmayacağını yazıyoruz.
Her ayın bütçe sonuçları açıklandığında, "2007 yılında, Dahilde alınan KDV tahsilatının, 2006’ya göre yüzde 24 artacağı belirtiliyor. Bu imkansız, geçen yılın tahsilatını yakalarsanız, öpüp başınıza koyun" diyorduk. Yetkililer de "Hayır efendim, 2007 KDV tahsilatı, tam hedeflediğimiz gibi. Ücretlilere vergi iadesinin kaldırılması da KDV gelirlerini hiç etkilemedi. Aksi yöndeki yazılar, gerçeği yansıtmıyor" diye açıklama yapıyorlardı.
Böyle yazarak ve karşı açıklamaları dinleyerek, yıl sonuna yaklaştık.
2007 yılının, ilk 9 ayına ait KDV tahsilat rakamları açıklandı.
Şimdi, Maliye’nin resmi verilerine bir bakalım.
- 2007 yılı tahsilat hedefi 20,2 milyar YTL olarak açıklanmıştı.
- İlk 9 ayın tahsilatı 12,5 milyar YTL.
Bu tabloya göre, 20,2 milyar YTL’lik KDV tahsilat hedefinin tutmayacağı, net olarak belli... ÖTV’de de tutmayacağı kesin.
Bu arada, sessiz bir itiraf.
- 2008 yılı KDV tahsilat hedefi 17,7 milyar YTL olarak açıklandı.
- 2007 yılı KDV tahsilat hedefi 20,2 milyar YTL olduğuna göre, 2008’deki KDV tahsilatı bunun altında mı olur üstünde mi?
İşte, bunun adı sessiz itiraf!..
Aynı zamanda, sessiz bir özür.
Bu yazı ten iktibas edilmiştir.
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
10.16.2007 - IMF’nin kamuoyundan saklanan raporu ve KDV iadesi
| IMF’nin kamuoyundan saklanan raporu ve KDV iadesi |
 |
|
|
|
Uzunca bir süredir IMF’nin vergi iadesiyle ilgili olarak “sızlandığını” DÜNYA Gazetesi’nin seçkin ve kıdemli okuru yakından bilir. 22 Temmuz’da yapılan genel seçimlerden sonra açıklanan yılın ilk 7 ayına ilişkin bütçe gerçekleşmeleri de dikkatli okurun gözünden kaçmamıştır. Malum sonuçlar gazetelere, “Seçim harcamaları bütçeyi vurdu” şeklinde yansımıştı. Temmuz başında manşetlere çıkarılan bir diğer başlık ise hatırlanacağı üzere “37 sektörde kapsamlı vergi incelemesi geliyor” idi. Son 2 aydır bakanlığın vergi dairelerine neredeyse her hafta tahsilatı hızlandırmak için “ne yaptıklarını sorduğunu” yakından biliyoruz. Peki neler oluyor?
KDV gelirleri düşüyor-Vergi daireleri tahsilatı hızlandırma peşinde
Uluslararası likidite bolluğu nedeniyle Hazine’nin acil nakit sıkışıklığı yaşadığı “acı günlerin geride kaldığı” varsayımıyla, IMF’nin yıllardır kaldırın dediği 2978 sayılı “Vergi İadesi Hakkında Kanun”un 1 Ocak 2006 tarihi itibariyle mülga olduğunu hepimiz biliyoruz. Malum artık kimse vergi iadesi alacağım diye “fiş” toplamıyor. Tam da bu konuyla ilgili olarak geçen hafta gazetelere ilginç bir haber yansıdı. Haber, “KDV gelirlerinde düşüş şoku yaşayan Maliye’de çözüm arayışları başladı...” şeklinde verilmişti. Hemen akabinde konuyla ilgili en yetkili ağızlardan “Fiş toplama ile vergi gelirleri arasındaki ilişkinin çoktan koptuğu” ifade edilerek, “fiş toplama uygulamasına geri dönülmeyeceği” açıklaması yapıldı. Anlıyoruz ki ortada bir sorun var... Peki ne yapılması gerekiyor ?
Yeni hükümetin IMF’yle nasıl bir ilişki kuracağı henüz belli değil
Gazetelere yapılan açıklamalardan IMF ile nasıl bir ilişki kurulacağı konusunda hükümetin henüz net bir kararının olmadığını anlıyoruz. İlişkiyi bir şekilde sürdürmeyi, “yapılan olumlu şeyleri ve gelişmeleri yatırımcılara anlatmakta IMF uzmanlarının ağzını kullanma imkanı vermesi” nedeniyle olumlu bulanlar da var; “uluslararası rezervlere dayanan yeni bir program” yapılacağını söyleyenler de...
IMF’den KDV’yle ilgili teknik destek neden istendi?
DÜNYA okuyucusu net hatırlar: Bu köşede katma değer vergisinin çok dinamik ve çok önemli bir vergi olduğunu; üretimi ve ihracatı destekleyen en önemli müşevviklerden (intensive) birisinin bu verginin bizatihi kendisi olduğunu birkaç kez vurgulamıştık. Tekraren hatırlatalım: Kayıtdışılıkla mücadelenin anahtarı KDV’dir. KDV gelirleri düşerse, gelir vergileri de bundan olumsuz etkilenir. Evet KDV gelirleri düşüyor ve işin esası şu: Gazetelere yansıyan şey, sadece bu sene için değil; fakat gelecek sene için de bütçe hedefleriyle ilgili bir olumsuz gelişmeye delalet ediyor. Belki de bundandır artık, “Gelir İdaresi’nde etkinliği artıracağız” diyerek durumu idare etmenin imkansızlığı... Belki de 50 yıldır Gelir İdaresi’ni etkinleştireceğiz diyen ve çok değişik kadrolarla bulunan çözümleri hayata geçirmeyi deneyen; ancak bir türlü IMF’yi de rahatlatacak çözümleri bulmakta zorlanan bürokrasi, muhtemeldir ki, “o zaman sorunları sen tespit et, yapılması gerekenleri rapor et ve etkilerini tartışalım; alınmasını istediğin önlemleri uygulayalım ve sonuçlarını birlikte görelim...” diyerek IMF’den bir çalışma yapmasını istedi. Bizimkisi sadece bir tahmin, ama gerekçesi ne olursa olsun bu rapor neredeyse hazır ve şu veya bu şekilde sonuçları olacak. Rapor neredeyse hazır diyoruz ama belki de bitmiş ve Bakanlığa teslim edilmiştir bile. Çünkü geçen hafta İstanbul YMM Odası “KDV iadesinde Yaşanan Sorunlar” başlıklı bir toplantı düzenledi. Zamanlaması dolayısıyla raporun teslim edilmiş olma olasılığı oldukça yüksek. Bir süredir konuyla ilgili bir komisyon çalışması olduğu da ayrıca kulağımıza geliyordu. Evet “DÜNYA” okuruyla paylaşmak üzere işte bu raporu okuduk. Ancak kamuoyuna sunulmadan önce etraflı bir tartışmayı uygun bulmuyoruz. Mamafih KDV iadesiyle ilgili olarak rapordaki öneriler o kadar “ilginç” ki, herkesten önce bu önerileri duymayı DÜNYA Gazetesi’nin sadık ve sağduyulu okurunun hak ettiğini düşündük. Raporun sadece bu kısmı aşağıda:
IMF’nin KDV iadesiyle ilgili 9 önerisi
1) İmalatçıların ihracatçılara KDV’siz mal teslim etmelerine imkan veren tecil-terkin sistemini gözden geçir.
2) İade edilecek tutarın yüzde 4, yüzde 8 ve yüzde 400’üne tekabül eden oranda garanti (teminat mektubu) uygulamasına son ver, ama yüzde 100 garanti (teminat mektubu) uygulamasını sürdür.
3) Orta vadede kendi denetim kapasiteni artır ve iade sürecinde YMM’ler tarafından hesaplanan yüklenilen KDV’yi kendin hesapla.
4) Kısa dönemde YMM ücret tarifesi yapısını kontrol et. (Yani YMM ücretleri ihracatçıya ekstra bir maliyet unsuru)
5) Mükelleflere tanıdığın, iade alacağını kendi vergi borçları dışındaki borçlara mahsup etme hakkını sınırla.
6) KDV iade sistemini daha etkin kılmak üzere mükelleflerini “altın ve gümüş kart” vererek kategorize et.
7) Yüksek riskli faaliyetlerle ilgili olarak iade öncesi güvenilir denetim teknikleri üzerinde yoğunlaş ve bunu daha düşük riskli faaliyetlerle ilgili olarak yapacağın iade sonrası denetimlerle destekle.
8) İhracatla ilgili olarak gümrük idaresiyle işbirliğini geliştir ve ortak doğrulama mekanizmaları kullan.
9) Denetim için bilgi toplamak yerine iadenin geçerliliğiyle doğrudan ilişkisi olan bilgiler toplamakla uğraş.
Bir çift sözümüz var
Raporu, kamuoyuna açıklanmadan önce tartışmayı doğru bulmadığımızı az önce söyledik. Yıllarca devlette değişik görevlerde bulunmuş, AB, IMF ve Dünya Bankası’nı yakından tanıma fırsatı bulmuş eski bir bürokrat olarak şunu söylemeyi görev biliyoruz: Uzunca bir süredir ülkemizde meselelere “yabancı uzmanların gözüyle” bakmak moda oldu. Artık uluslararası kurumların ve devletlerin bilinen ya da bilinmeyen “uzmanlarının” sesi haline gelmiş “ağızlarımız” var. Bürokrasimize de ziyadesiyle sinmiş bu kötü alışkanlığı, maalesef kurumların ve bu kurumlarda çalışan meslek gruplarının birbirleriyle çekişmeleri de besliyor. Bu rapor için çok geçerli olmayabilir ancak; arkasına ABD, AB, IMF ya da Dünya Bankası uzmanını ya da raporunu alan herkes, kurumlara, devlete, hatta toplumun bütününe “çekidüzen” verme misyonuyla güç ve iktidar elde etmeye, elde ettiği sözüm ona güç ve iktidarı pekiştirmeye çalışıyor. İnsanı kimi zaman utandıracak kadar şirazeyi kaçıranlara sözümüz yok, ama sağduyusunu henüz yitirmemişlere sözümüz şu: Artık ülkemizde AB, IMF ve Dünya Bankası uzmanlarının kapasitesi, çalışma tarzı ve rapor kaliteleriyle ilgili müspet ve menfi, ziyadesiyle yeterli birikim var... Bürokrasimiz esasen işi çözdü; ancak halen alışkanlıklar bir nedenle sürüyor. Gerekçesini bilemiyoruz, ancak inancımız odur ki, sorunlarımızı kendimiz de tartışabilir, çok daha uygun ve sonuç alınabilir çözüm yollarını birlikte bulabiliriz. Yeter ki tutarlı, sistematik, müesseselerin ve kurumların içsel tutarlığını gözeterek bu ülkeyi yönetmenin güvenilir yollarını şaşırmayalım ve kendimize, kendi kurumlarımıza ve bürokrasimize haksızlık yapmaktan vazgeçelim.
Son söz: Kimse üstüne alınmasın ama, artık röportajla yazılan raporları okumak, değil bilgimizi artırmak, sözcük ve gramer bilgimize dahi katkıda bulunmuyor. Son zamanlarda şeffaflığıyla takdir ettiğimiz Gelir İdaresi’nin bu raporun tam metnini İnternet sitesinden yayınlayacağını ve tartışmaya açacağını umut ediyoruz.
(Dünya, 01/10/2007) |
|
Vedat Özdan PwC Türkiye KDV Koordinatör Yrd.
Kaynak: vergiportalı.com |
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
10.15.2007 - SOSYAL GÜVENLİK REFORMU NE DURUMDA? Mehmet Korkusuz
Giriş
Geçtiğimiz Temmuz ayında yapılan genel seçimler sonucu oluşan yeni parlamentonun Cumhurbaşkanlığı seçiminden sonraki ilk önemli işi ya da işlerinden birinin sosyal güvenlik hayatımızda çok kapsamlı değişiklikler yapan 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun Anayasa Mahkemesince iptal edilen hükümlerinin yeniden ele alınması olması bekleniyor.
Hatırlanacağı üzere, toplumun her ferdini doğrudan ve yakından ilgilendiren hükümler taşıyan ve temel ilkeleri 2004 yılında Ekonomi Koordinasyon Kurulunda belirlenen Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu , önce Emeklilik Sigortaları Kanun Tasarısı ve Genel Sağlık Sigortası Kanun Tasarısı adıyla iki ayrı kanun tasarısı olarak hazırlanmış, daha sonra Başbakanlıkta birleştirilerek tek kanun tasarısı olarak TBMM’ye sunulmuştu. Tasarının hazırlanması aşamasında sosyal taraflarca, pek çoğu tasarıya dahil edilen çok sayıda öneride bulunulmuştu. Nisan 2005 ayında TBMM’ne sunulan tasarı burada da bir yıl gibi uzunca bir süre tartışıldıktan sonra Nisan 2006 ayında 5489 sayılı Kanun olarak kabul edilmiş ancak Cumhurbaşkanı tarafından bazı maddelerinin yeniden görüşülmek üzere TBMM’ye iade edilmesi sebebiyle yeniden görüşülerek Mayıs 2006 ayında 5510 sayılı Kanun olarak yeniden kabul edilmişti.
Yine hatırlanacağı üzere, 2007 yılı başında yürürlüğe girmek üzere 16 Haziran 2006 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan anılan Kanunun bazı maddeleri Anayasa Mahkemesi’nce iptal edilmiş ; bu gelişme üzerine, Kanunun diğer maddelerinin yürürlüğü, TBMM’de, önce 01 Temmuz 2007’ye, daha sonra da 01 Ocak 2008 tarihine ertelenmişti.
Seçim sonuçları ve bu sonuçlara göre ülkeyi yönetmeye bundan sonra da devam edecek olan siyasi kadroların bu güne kadar konuyla ilgili açıklamalarından ve tabii ki ülkenin bu alandaki düzenlemelere olan acil ihtiyacından hareketle , bu güne kadar IMF’ye verilen niyet mektuplarına konu edilen Kanunun yürürlük tarihi ile ilgili olarak yeni bir erteleme yapılmayacağı ve Kanunun, reform çalışmalarının temel amacı olan norm ve standart birliği ile sürdürülebilirlik ilkeleri çerçevesinde ve Anayasa Mahkemesi kararlarını da dikkate alarak yeniden düzenleneceği kanaatini taşıyoruz.
Mevcut durum ne ?
Devamı...
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
10.6.2007 - Transfer Fiyatlandırması Genel Tebliğ Taslağı neler getiriyor?
Deloitte Vergi Hizmetleri Ortağı Güler Hülya Yılmaz'ın (YMM) "Transfer Fiyatlandırması Genel Tebliğ Taslağı neler getiriyor?" konulu makalesi yayınlanmıştır.
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
9.24.2007 - Transfer fiyatlaması konusu kimleri ilgilendiriyor?
 |
|
Bugün şu an oldukça güncel olan transfer fiyatlaması konusunda bize intikal eden soruları yanıtlama gayretinde olacağım.
Bu konu kardeş şirket/grup şirketi/aynı holdinge dahil şirketleri yani bir şekilde akraba olan ve birbirlerine herhangi bir nedenle fatura kesen tüm şirketleri ilgilendirmektedir.
Diğer bir ifade ile bu konu:
1. Yurtdışındaki (veya serbest bölgedeki) ilişkili şirketten mal veya hizmet ithal eden şirketleri,
2. Yurtdışındaki (veya serbest bölgedeki) ilişkili şirkete mal veya hizmet ihraç eden şirketleri,
3. Yurtiçinde ilişkili bir şirketten mal veya hizmet alan oldukça büyük bir şirketler grubunu ilgilendirmektedir.
Örtülü kazanç dağıtımı kavramına göre ne değişti?
Eski kanunda örtülü kazanç dağıtımı adi ile yer alan müessesenin yeni kanunda özünde bir şey değişmedi. İşin eski düzenlemede de yeni düzenlemede de özü: “İlişkili şirketler birbirlerine mal satar veya alırken yabancıymış gibi davranacaklar ve piyasa fiyatı uygulayacaklar.”
Eski düzenlemede kanun “Zurnanın zırt dediği yer” de: “Peki Maliye ile başımız derde girsin istemezsek ne yapalım?” diye sorduğumuzda susuyordu. Yeni kanun, bazı yöntemleri tanımlıyor, bu tanımlara uygun hareket ederseniz Maliye ile bir problem yasamazsınız diyor. Hatta gidip Maliye ile anlaşırsanız üç yıl Maliye bu konuda problem yaratamayacak diyor.
Ne yapmalıyız? Maliyeyi bekleyelim mi?
Takvim yaprakları hızlı ilerliyor. Maliye ağzım gözüm derken yine eylül sonunu bulduk ve ortada henüz bir tebliğ yok.
Tabii inceleme için daha önlerinde yıl sonundan itibaren 5 yıl olduğu için çok da acele etmiyorlar. Ama bizi birkaç yıl sonra 2007 yılı ile ilgili sigaya (genç arkadaşlar için kelimenin Türkçe meali: Sorguya) çektiklerinde bu konuda yapılan açıklamaların geç olması unutulacak.
Bu nedenle tüm CEO ve CFO’lara bazı temel noktalarda çalışmaya başlanmasını tavsiye ediyorum. Çünkü Mali idarenin yapacağı açıklama ne olursa olsun yapılması gereken temel/değişmez çalışmaları yapmakta gecikilmemesinde fayda var.
1. Grup şirketinden aldığınız veya sattığınız mal ve hizmetler neler?
2. Aynı mal ve hizmetlerin hangilerinde aynı zamanda grup dışı satış veya alışlar mevcut?
3. Grup içi ve dışı uygulanan fiyatların mukayesesi.
4. Grup içi işlemlerle grup dışı işlemler arasında fark varsa iktisadi, ticari, mantıki nedenleri neler?
5. Sürekli ve önemli ölçüde mal/hizmet alış verisi varsa şirketinizin fonksiyonları, riskleri ve varlıklarının analizini yapın.
Risk, fonksiyon ve varlıklar neredeyse kâr da onları büyüklükleri oranında izleyecektir.
6. Var veya bulunabiliyorsa emsal araştırması yapılmalı.
7. Uygulanan fiyat ve kârlılık oranları yıllar içinde değişmişse nedenleri?
Emsali nereden bulacağız?
El cevap bulamayacaksınız. Aslında geçmişte de günümüzde de konunun en can alıcı noktası bu konudur.
Türkiye de halka açık sınırlı sayıda şirketin sınırlı mali bilgileri dışında kamuya açık bilgilere yasal yollardan erişebilmek mümkün değildir.
Oysa kanunda tanımlanan tüm metotlarda fiyat veya kâr marjlarının emsale uygunluğu aranmaktadır. Emsalin nasıl bulunacağı da belli değildir.
Bu konuda Maliye Bakanlığı yetkilileri konu üzerinde çalıştıklarını, üç vakte kadar bizlerin emsal bulabileceği veri havuzları oluşturacaklarını ifade etmişlerdir.
Bizim Maliye Bakanlığı’na tavsiyemiz, bu konuda Türkiye’de veri havuzları oluşturulana kadar dünyada kullanılmakta olan veri havuzlarının Türkiye için de kullanımına izin vermeleridir. Aksi takdirde bu maddenin yeni hali ile nasıl uygulanacağı oldukça belirsiz hale gelecektir.
Geçmiş ne olacak? Yeni düzenleme geçmişe yürür mü?
Yukarıda da ifade ettiğim gibi kaldırılan eski düzenleme ile yeni düzenleme arasında özünde bir fark olmadığından 2007 öncesi dönemler örtülü kazanç dağıtımına ilişkin kaldırılan hükümler çerçevesinde incelenmeye devam edebilecek. Nitekim başta serbest bölgelere mal satan ve alan şirketler olmak üzere şirketlerin geçmiş dönemleri bu açıdan yoğun bir şekilde inceleniyor.
Ancak bize göre hata ediliyor.
Mali İdarenin bu konuda ilaç için iki kelime kelam etmediği, yol göstermediği bir dönemle ilgili ihtilaf yaratacak incelemeler yerine yeni döneme yoğunlaşsa daha hukuki davrandığı duygusu yaratacaktır.
Geçmişe dönük inceleme korkusu, yeni düzenlemeler çerçevesinde durumlarını analiz ettiklerinde geçmişte hatalı veya bu günkü metodik yaklaşımdan hareketle farklı uygulama yaptıklarını idrak eden şirketlerin durumlarını, yeni düzenlemeler çerçevesinde hızlıca düzeltmelerinin önünde engel teşkil edebilecektir. Bu durum da yeni düzenlemelerden beklenen sonucun alınmasını geciktirebilecektir.
2006 için ÖKD uygulanamayacağı doğru mu?
Gönül ağız dolusu bir evetle yüzünüzü güldürmek isterdi ancak bu konuda meslektaşlarımızca yapılan yorumlara katılmadığımı sizlerle paylaşmak istiyorum.
Aksi bir yorumu, değerli hocalarım ve meslektaşlarım beni affetsinler (eskilerin deyisiyle teşbihte hata olmaz), VUK’nın 3. maddesini tamamen bir yana bırakarak adeta amuda kalkıp yapılmış zorlama bir yorum addediyorum.
Dolayısıyla ne yazık ki 2006 için örtülü kazanç dağıtımına ilişkin eski hüküm geçerli.
İşin gümrük boyutu ne olacak?
Transfer fiyatlaması uygulamalarında Gümrük İdaresi ile Mali İdare tezat bir beklenti ve sorgulama içerisindedirler. Gümrük İdaresi gümrükte alınacak vergilerin matrahı artıyor olduğu için fiyatların yükselmesinden mutlu olmakta ve fiyat düşüşlerini sorgulamakta. Mali İdare de tam tersi, kurumlar vergisi matrahında aşınmaya yol açtığı için fiyat artışlarını sorgulamaktadır.
Oysa yeni düzenlemelere adaptasyon süreci şirket fiyatlarında bir farklılaşma yaratacak, bu durumu da ya Gümrüğü ya da Mali idareyi rahatsız edecektir.
Bu iki idarenin de süratle transfer fiyatlaması yöntemlerinin uygulanması konusunda anlayış birliği yaratmaları şarttır.
Holdinglerin hizmetleri kârlı olabilir mi?
Holdinglerin gruba verdikleri hizmetleri karşılığı aldıkları hizmet bedelleri tabii ki kâr da içerecektir. Ancak bu kâr marjı piyasa koşullarına uygun olmalıdır.
İşle mütenasip, işin büyüklüğü ile mütenasip, işletmenin büyüklüğü ile mütenasip olmalıdır.
Hazine zararı yoksa yine de TF sorun yaratır mı?
Önceki düzenleme döneminde Danıştay kararlarında Hazine zararının olup olmadığı dikkate alınarak sonuca varılır, Hazine zararı yoksa yapılan tarhiyat reddedilirdi. Yeni dönemde karşılıklı düzeltme imkanı getirildiğinden, artık, mahkemelerin bu ilkeden ayrılarak karar verebilme imkanının yüksek olduğunu düşünüyoruz. Diğer bir ifade ile eski dönemde verilen yargı kararlarını 2007 ve izleyen dönemler için tekrar değerlendirmekte fayda bulunmaktadır.
Hangi belgeleri hazırlayacağız? TF de ispat yükü bize mi geçti?
Şirketler 2007’den başlayarak hangi TF yöntemini, neden seçtiklerini, nasıl uyguladıklarını açıklamak (belgelemek), bu konuda yaptıkları çalışmaları/hesap ve cetvelleri saklamak zorundadır. Bu durum ispat yükünün mükellefe geçtiği anlamına gelmez.
İnceleme elemanı arkadaşlarımız eskiden olduğu gibi, şirketin uygulamasının yasaya uygun olmadığı iddiasında ise bu durumu ispatla/ortaya koymakla yükümlüdür. Tabii ki iktisadi, ticari, mantıki icaplara açıkça aykırı bir durum iddia ediliyorsa, bunu iddia eden iddiasını ispatla yükümlüdür.
Halka açık şirketlerde TF konusu ne olacak?
Bilindiği üzere TF konusu sadece vergi açısından kullanılan bir kavram değil.
HAAŞ’larda küçük ortakların haklarını korumak için, hakim ortakların şirketin mal varlıklarını azaltmalarının önüne geçmek için SPK’da da düzenlenmiş bir konudur.
HAAŞ’larda, durumun tespiti halinde SPK, olayın meydana geliş biçimine göre, hakim ortaktan sadece, şirket varlıklarının faiziyle tamamlanmasını istemekte. Bazen de hem tamamlanmasını talep etmekte hem de hapis cezası gerektiren bir suç işlendiği iddiası ile suç duyurusunda bulunabilmektedir.
Dolayısıyla HAAŞ’larda bu konu diğer şirketlere göre iki kat daha önem arz etmektedir.
Kaynak:vergiportalı |
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
9.19.2007 - Emlak vergisi üç kat artacak
Şükrü KIZILOT
Emlak vergisi üç kat artacak
YAKLAŞIK 20 milyon vatandaşı, evi, dükkanı, arsası ya da arazisi nedeniyle, yakından ilgilendiren emlak vergisi konusunda, önemli bir gelişme söz konusu.
Yeni Anayasa Taslağı’nda yer alan bir düzenleme ile, belediyelere emlak vergisi başta olmak üzere, bazı vergi ve harçları "üç katına kadar artırma yetkisi" veriliyor.
OLAY NE?
Mevcut Anayasa’da, belediyeler tarafından alınan bazı vergi ve harçları artırabilme yetkisi, "Bakanlar Kurulu"na ait.
Yeni Anayasa taslağında ise, Bakanlar Kurulu’na ait bazı vergi ve harçlarla ilgili artırma yetkisi, yerel yönetimlere devrediliyor.
Buna göre, mevcut Anayasa’nın "vergi ödevi" başlıklı 73. maddesinde yer alan;
"Vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülüklerin muaflık, istisnalar ve indirimleriyle oranlarına ilişkin hükümlerinde kanunun belirttiği yukarı ve aşağı sınırlar içinde değişiklik yapmak yetkisi Bakanlar Kurulu’na verilebilir."
hükmüne bir ekleme yapılıyor ve;
"Mahalli idareler tarafından tarh, tahakkuk ve tahsil edilenler için ise ilgili mahalle idarenin seçimle oluşan karar organına verilebilir"
denilmek suretiyle, belediyelere önemli bir yetki veriliyor.
NE OLABİLİR?
1- Şu anda Meclis’te bekleyen "İl Özel İdareleri ve Belediye Gelirleri Kanunu Yasa Tasarısı" ile emlak vergisi oranlarının, yüzde 50 artırılması öngörülüyor.
2- Emlak Vergisi Kanunu’nun 8. ve 18. maddelerinde, Bakanlar Kurulu’nun, emlak vergisi oranlarını, yarısına kadar indirmeye ve üç katına kadar artırmaya yetkili olduğu belirtiliyor.
Yeni Anayasa Taslağı’ndaki düzenlemenin aynen yasalaşması durumunda, belediyelere de emlak vergisini yarısına kadar indirmeye ve üç katına kadar artırmaya yetki verilecek. Böyle olunca, belediyeler emlak vergisi oranlarını üç katına kadar artırabilecekler.
Vergi oranlarının çıkacak yasa ile önce yüzde 50, ardından Anayasa değişikliği sonucu, belediyelerce 3 kat yani yüzde 300 artırılması, verginin "yüzde 450" artması anlamına geliyor. Enflasyonun yüzde 7-8 olduğu ülkemizde, bu oranda vergi artışı, ortalığı karıştırır.
3- Belediyelere ayrıca; Bakanlar Kurulu’nun Çevre Temizlik Vergisi, imar harçları, bina inşaat harcı ve Belediye Gelirleri Kanunu’nun 96. maddesinde sıralanan diğer harçları artırma yetkisi verebilecek.
Verilecek yetkinin muaflık, istisna ve indirimlerle ilgili değişikliği kapsaması da olayın bir başka yönü.
MALİ ÖZERKLİK VE VERGİLER
Getirilmek istenen yeni düzenleme ile yerel yönetimlere "mali özerklik" sağlanmak isteniyor.
Yeni düzenleme, farklı oran belirlemeleri sonucu, bir yandan belediyeler arası gelir eşitsizliğine neden olurken, diğer yandan da rant kavgaları yaratabilecek. Belediye gelirlerinin denetimi, merkezden çıkartılıp, federe hale gelebilecek.
Bazıları, yeni düzenlemeyi destekleyip "Ne yani Şırnak’taki evin ya da arsanın vergisi ile Ankara ya da İstanbul’daki evin vergisi aynı mı olmalıydı?" diye soruyorlar. Hemen yanıtlayalım, mevcut sistemde de vergiler aynı değil. Şöyle ki;
1- Ankara ya da İstanbul’daki evin, vergiye esas emlak vergisi asgari değeri daha yüksek.
2- Vergi oranı da Ankara, İstanbul, İzmir gibi illerde, yüzde 100 artırımlı uygulanıyor.
Bu arada, "sıfır oranlı" emlak vergisine tabi, tek evi olan emekli, ev hanımı, özürlü gibi milyonlarca dar gelirli vatandaşın, bu avantajlarının kaldırılması ardından da yükseltilmiş emlak vergisi oranlarının uygulanması, bu kesim için adeta bir "yıkım" olur.
Olayın sosyal boyutunu da gözardı etmemek gerekiyor.
Kaynak: Hürriyet
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
9.16.2007 - İşletmelerde yapılan bir kısım suiistimaller ve önlenmesine yöne
|
İşletmelerde yapılan bir kısım suiistimaller ve önlenmesine yönelik uyarılar

|
|
VERGİ PORTALI / Zeki Gündüz / YMM, PricewaterhouseCoopers Vergi Hizmetleri Ortağı
zeki.gündüz@dunya.com
Günün sözü:
"Vergiler yağmura ihtiyaç duymadan büyür."
Yahudi Atasözü
Hayali birliğin gerçek maaşı
Ne derece doğrudur ya da ne derece gerçek veya hayal mahsulüdür bilmiyorum ama üstatlarımızın eğitim sırasında anlattığı bir olayı sizlerle paylaşmak istiyorum. Eskiden memur maaşları saymanlık adı verilen Maliye Bakanlığı'na bağlı birimlerden ilgili daireler tarafından görevlendirilen mutemet adı verilen kişilerce çekilir ve aynı gün memurlara elden dağıtılırdı.
Askeri saymanlıktan aybaşlarında maaş alan mutemetlerden biri ilk gün gelmeyince ikinci gün ilgili birlik aranır. Aranır ama böyle bir birlik bulunamaz. Bir yanlışlık olması ihtimaline karşı kayıtlar tekrar tekrar kontrol edilir. Ama geciken mutemedin maaşlarını aldığı birimlerden biri bulunamaz. Bulunamaz çünkü hayal ürünüdür.
Önce bir kişi ile başlayan fazla maaş çekme uygulaması giderek tamamı hayali askerlerden oluşan ayrı bir birim yaratmaya kadar götürülmüş, bu uygulama da mutemet hastalanıp da maaş çekmeye ilk gün gidemeyince tesadüfen ortaya çıkmıştır.
Belki aldıkları bu eğitimler nedeniyle müfettişler hep kuşkucudur.
Kasa işlemleri
. Kasadan katma değer vergisi, sigorta veya benzeri bir ödeme yapılmışçasına çıkış yapılarak kasadan para alınır. Belge olarak ya hiçbir şey konulmaz ya tarihi farklı ya da daha önce ödemesi yapılan bir makbuz konulur.
. Kasadan personele avans verilmişçesine çıkış yapılarak para alınır. Düzenlenen avans makbuzlarında ya imza yoktur ya da imza taklit edilerek makbuz düzenlenir. Bazen de hiç makbuz düzenlenmemiş olabilir.
. Muhtelif kişiler adına gider makbuzu düzenlenerek kasadan ödeme yapılmış gibi para alınır.
. Bankaya repo yapılmış veya hesaba yatırılmış gibi işlem yapılarak para alınır (Mümkün olması halinde çok küçük ödemeler dışında kasa hesabı kullanılmamalıdır. Özellikle ödemeler birebir belgeleri ile karşılaştırılarak kontrol edilmelidir).
Banka işlemleri
. Bankadan çekilen para kasa hesabına hiç girmemek ya da noksan girmek suretiyle alınır.
. Bankadan satıcı adına çek düzenlenmiş ve borç ödenmiş gibi gösterilerek para alınır (Banka mutabakatları sıkça yapılmalı, ayrıca çek ve havale işlemlerinde nama yazılı olma hususunda çok titiz davranılmalıdır).
Mal alım işlemleri
. Mal bedeli faturada yüksek gösterilerek ve satıcıya düşük ödeme yapılarak suiistimal yapılır.
. Hiç mal alınmadığı halde mal alınmışçasına fatura getirilerek para alınır.
. Mal gerçekte alınmış bedeli ödenmiş ancak başka birinden daha yüksek bedelli veya miktarda alım yapılmış gibi fatura getirilerek suiistimal yapılır (Mal alımlarında yazılı teklif alınmalı veya pazar araştırması yapılmalı, fiyat değişiklikleri iyi izlenmelidir).
Müşteriden yapılan tahsilat işlemleri
. Müşteriden para tahsil edilmiş olmasına rağmen ödeme kayıtlara alınmaksızın suiistimal yapılır.
. Müşteriden yapılan tahsilat gerçek tutarı üzerinden kayıtlara alınmamak suretiyle suiistimal gerçekleştirilir (Müşterilerle sık sık ve değişik elemanlar aracılığı ile mutabakat yapılmalıdır. Müşterilerden alınan bilgiler iyi değerlendirilmelidir).
Stok işlemleri
. Depo sorumluları satılan bir malı eksik yüklemek suretiyle farkı kendisi alır.
. Alıcı ile anlaşarak satılan malı miktar olarak fazlasını verip farkı kendi aralarında pay ederler.
. Doğrudan doğruya mal alınıp sayım noksanı, fire gibi adlandırmalarla suiistimal yapılır.
. Mallar ambalajlarından çıkarılarak boş ambalajlar mal gibi saydırılarak envanterde mevcut gizlenerek uzun dönemli suiistimal gerçekleştirilir (Stok sayımları ambalajlı olanların içeriği de bakılarak sık sık yapılmalı, müşterilerden alınan bilgiler iyi değerlendirilmeli ve satış teslimlerinde daha dikkatli davranılmalı, kontrol araçları veya elemanları devreye sokulmalıdır).
Fatura ve diğer belgelerin kullanımı
. Alınarak notere onaylatılan ya da anlaşmalı matbaalarda basılan fatura, gider pusulası ve müstahsil makbuzlarının kaybolması, çalınması gibi yollarla elden çıkarılmış olduğu izlenimi verilerek muhtelif kişi ve kuruluşlar adına bu belgeler düzenlenmek suretiyle suiistimal yapılır (Tüm belgeler sıra numarası dahilinde tek tek kontrol edilerek alınmalı ve düzenleme yetkisine sahip personele zimmet karşılığında verilip alınmalıdır).
Kullanıcının zimmetinde olmayan demirbaşlar
. Kullanıcı sorumluluğunda olmayan demirbaşlar elden çıkarmak ya da kendine alıkoymak suretiyle suiistimal gerçekleştirilir (Her personele kullandığı tüm demirbaş eşya imza karşılığı zimmetle verilmelidir).
Satıcılara yapılan ödemeler
. Satıcılara ödeme yapılmış gibi hamiline çek düzenlenip suiistimal yapılır.
. Banka havalesi yapılıp gerekli imzalardan sonra havale hesap numarası değiştirilerek suiistimal yapılır (Satıcılar da sık sık mutabakat yapılmalı ve çek nama yazılı olarak düzenlenmelidir).
Ücret bordrolarının düzenlenmesi
. İşten ayrılan personel halen işte gibi gösterilip, banka havalesinde isim değiştirilmek suretiyle suiistimal yapılır.
. Bir aydan az çalışmış olanlar bir ay çalışmış gibi veya mesai yapılmış gibi gösterilerek fark tutarlar, banka talimatı aşamasında kendi adına yönlendirilerek suiistimal yapılır (İnsan kaynakları bordro ve bankaya verilen yazılı talimatları düzensiz aralıklarla karşılaştırmasını yapmalıdır).
Üretim artıklarının değerlendirilmesi
. Üretim artıkları elden çıkarılırken arasına karıştırılmış ürünler artık gibi çıkartılmak yolu ile suiistimal yapılır (Artıklar artık olarak elden çıkarılmasında ikinci bir el bunları kontrol etmelidir). |
Bu yazı Dünya Gazetesinden iktibas edilmiştir.
|
|
Yorum (3) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
|
Hakkımızda
Amacım, Türk Vergi Sistemini tanıtmak, yol göstermek, vergiyle ilgili sorularınızı en kısa zamanda ve sade bir dille ücretsiz olarak yanıtlamaktır.

Kategoriler
Arkadaşlarım
• sonmez • abdullahyilmaz • haticane • memnunca • monica • evininhanimi • eleni231 • hdogan • benhaladeliyim • onurxt • borsaci72 • catdere • yineyagmuryagacak • turktv • filizvehobileri • cxonbasi • erkambin • karalamadefterim • ahmet Baba • kategorici • emeksevgivebilgi • vizyondakiler • aslimyanik • eklesene • damla113 • hayatdenilen • perlaa • minenin • yuksektopuklar • sivyus • alimuraterbil • nevrisu • divlinyasam • tecworld • necipgenc • aslanyagmur • msenol • bilimeyolculuk • ajandatr • nettenparakazanmak • sarimutfak • esohan • yasamatesi28
|